Sahneyle tanıştığımda 12 yaşındaydım. O gün bugündür hayatımın en güçlü dili tiyatro oldu. Şimdi 40 yaşındayım ve hâlâ her prova, her oyun, her atölye benim için ilk günkü heyecanı taşıyor.

Tiyatro oyuncusu, yazar, yönetmen ve eğitmen olarak uzun yıllardır sahnedeyim. Yolculuğum boyunca Türkiye tiyatrosunun önemli ustalarından eğitim alma şansına sahip oldum. Başta Ayla Algan ve Aziz Sarvan olmak üzere birçok değerli hocanın atölyelerinde çalıştım. Bu ustalardan yalnızca teknik değil; disiplin, sahne ahlakı ve sanatın sorumluluğunu da öğrendim.

Tiyatro benim için yalnızca bir meslek değil; insanı anlama, anlatma ve dönüştürme biçimi. Oyuncu olarak sahnede, yazar olarak metnin içinde, yönetmen olarak bütünün peşinde oldum. Farklı festivallerde sahne aldım, çeşitli projelerde yer aldım ve her üretimde yeni bir arayışın parçası olmaya çalıştım.

Karagöz sanatı ise yolculuğumun ayrı bir kalbi. Geleneksel Türk tiyatrosunun bu eşsiz mirasını yaşatmak ve yeni kuşaklara aktarmak için çalışmalar yürütüyorum. UNIMA üyesi olarak ulusal ve uluslararası alanda Karagöz üzerine üretimler yapıyor, gösteriler sunuyor ve eğitimler veriyorum. Gölge perdesinin arkasında yalnızca tasvirleri değil, kültürel hafızamızı da yaşatmaya çalışıyorum.

Aynı zamanda drama lideri olarak çocuklarla, gençlerle ve yetişkinlerle çalışıyorum. Yüzlerce öğrenci yetiştirdim; ama aslında her atölyede birlikte öğrenmeye devam ediyoruz. Çünkü drama benim için bir ders değil, bir keşif alanı. İnsanın kendini güvenle ifade edebildiği, hata yapabildiği ve dönüşebildiği bir alan.

Sahne benim için bir vitrin değil, bir buluşma yeridir. Seyirciyle, öğrenciyle, metinle, gelenekle ve en önemlisi insanla buluşma yeri.

Evliyim ve iki çocuk babasıyım. Hayatın içindeki rollerim, sahnedeki rollerimi besliyor. Öğreten yanım, öğrenen yanımla birlikte büyüyor.

Bugün hâlâ ilk günkü heyecanla çalışıyor, üretmeye ve paylaşmaya devam ediyorum. Çünkü inanıyorum ki tiyatro yaşar; anlatıldıkça, oynandıkça ve birlikte deneyimlendikçe.